Selam Selam

Sonsuzluk Kulesi II. Cilt'ten >>

TESADÜFEN YARATILMADIK

Elif noktasından baktığımızda, her şeyin bir tek ihtimalle (İlahi
bir isteğe göre) yaratıldığını görürüz. Planlı bir başlangıç ile
evrenin kuruluşu, Süper Uzaydaki ihtimal-istatistik hesaplarına
dayandırılamaz. Evren, atom kaprisine dayalı bir rastlantılar
bileşkesi değil, planlanan bir ilahi nizamın tek ihtimali
kurgusundan ortaya çıkmış olur.

Oysa Elif noktasının bir altındaki “sonsuz”un mekanı olan Süper
Uzayda, sonsuz ihtimalin sonsuz sembolü (misali) vardır.

Kesinsizlik ile biçimsizlik (topolojik rastgele biçimler) “düş ve
düşünceler” Misal (ihtimal) alemini geçici olarak biçimler ve aynı
anda biçimi dağıtır, biçimsizlik başlar.

Halbuki, sonsuz ötesi Elif noktasında, sonsuz ihtimal aşılarak,
bunun dışında kalan “bir tek ihtimal” (ihtimalsizlik)
sonucu “kesin/determine” bir biçim yaratılışı vardır.

Elif noktasının uzayını, düş ve düşüncelerle (rüya ve tasavvur ile)
biçimlendiremeyiz. Çünkü o biçimler, dinamik değil, sabit ve
kararlı, mutlak stabil yapıdadır. Süper Uzaydaki gibi, her biçim her
an yaratılıp – yok olmadan, bir kez var edilince mutlak biçimini
korur.

İhtimal hesabı ve kesinsizlik ilkesi “sonsuz için” geçerlidir. Ama
sonsuz ötesinde bunlar ortadan kalkar ve misaller TEK olur. Artık
canımız istedi diye “yarı gergedan – yarı kuğu” bir yaratık
oluşturamayız. Çünkü ne düşünürsek düşünelim zaten (alt
kattaki) “düş-düşünceye bağlı misal aleminde” vardır. Örneğin Elif
noktasında biçimlenmiş bir Huri kızı düşünelim: Onun güzelliğini
tasavvur bile edemeyiz ki daha da da güzelini oluşturalım. O, tek
ihtimalle tasavvur dışındaki en maksimum güzellikte biçimlenmiştir.
Bir dünya kadınının güzelliği “kesir, birey” yani “şemali”dir. Oysa
huri kızının güzelliği “cemali”dir. Bu da genel bir “güzellik” ile
kavranılır.

Cennetteki sadece bir tek yaprak, dünyanın bütün doğasından
güzeldir. Bu güzellik ona bakanı milyarlarca yıl büyüleyebilir. Biz
bunu tasavvur edemeyiz, tasavvur etmeye, düşte görmeye de imkan
yoktur.

Ya da düşünülebilecek en korkunç yaratığı çizelim. Bu bile, Münkir
Nekir ve Zebani gibi meleklerin, kabir azabındaki eziyet
biçimlerinin yanında bir karikatür gibi sevimli kalır.

En çirkin şeyi, bir ressama çok tiksinç ve iğrenç biçimde
çizdirelim: Çirkinliğin tasavvurlarının sonuna geldiğimizde,
çizdiğimiz hayali biçim, cehenneme konan gerçek birinin çirkinliği
yanında “dünya güzeli” kalır.

En önemlisi de “Rabbimizin Cemalini” asla tasavvurlarımıza
sığdıramayız. Zaten bu yüzden o “Muhalefetüllihavadis” yani
yarattıklarına benzemezliği onun “Misal alemi” tasavvurlarından
ötede olduğu anlamın gelir.

“Cennet” anlatılırken, “akla-hayale gelmedik, duyulmamış,
görülmemiş, birbirine benzemeyen sonsuz nimetler ve ebediyet boyunca
her an sunulacaktır” denmektedir ki, bu da “düşünce ve rüyaya bağlı
misal aleminin dışında”dır. (Süper Uzay ötesindedir)

Keza cehennem için “akla-hayale gelmedik çirkinlik, eziyet ve
iğrençlik ile dolu bir ebediyet” vaad edilmektedir ki, bu da
tasavvur dışındadır.

Eğer, Mutlak Misal Aleminde “iki ihtimal” olsaydı, yanlışlıkla, bir
huri kızı çok çirkin ya da sakat olabilir, yanlışlıkla cehenneme
konabilirdi. Yine benzer yanlışlıkla cehennemden biri cennete
kaçabilirdi. Bütün bun yanlışlıklar “iki ihtimalle” olabilirdi. Oysa
Elif noktasında ikinci ihtimale yer yoktur, Yaratan acze
düşürülemez!..

Bütün sunduklarımın sadece “matematik denklemlerimizin” yorumu
olduğunu bir kez daha hatırlatarak, din-bilim buluşmasının matematik
düşünceyle, tamamen uyuşum içinde olduğunun altını bir kez daha
çiziyorum.

Elif noktasının, varlığı bize “düş ve düşünceyle biçimlenen Süper
Uzayın, Misal Aleminin” üzerinde bir de “Mutlak” bir süper uzay
olduğunun habercisidir. Ne düşünürsek düşünelim. “Tasavvur ötesine”
geçmediği için, alt kattaki Misal Aleminde kalıp, sonsuz ihtimalin
tümü de bu Süper Uzaydaki “Esir” de biçimlenip, iptal edilebilir,
böylece sabit hiçbir biçim yakalanmaz. Sabit bir biçim için, onun
tünelinin de sabit olması gerekir. Oysa dinamizm buna elvermez.

(Hans von Aiberg)

 

1