ALLAH İSMİNİN MANASI-2

 

 “Allah’a Dua”

Allah bizleri ıslah etsin. Biz dilemezsek, Allah yardım etmez... Önce biz nefsimizi ve kavmimizi DÜZELTMEYE niyet etmeliyiz ki Allah'ımız inanılmaz yardımına boğsun bizi...

Ey bizim Rabb’imiz, bu satırlar ve bu duygular seni zikretmekte ve tenzih ile tesbih etmektedir. Ey Rabb’imiz bizler kendimizi ISLAH etmeye niyet ettik, sana tevekkül olduk. Niyet bizden, tevekkül bizden ve HANİF oldurmak senden... Senden başka hiç bir yardımcımız ve mabudumuz yoktur. Sadece sana mütteki olduk ve senin El Hadii adına sığındık, senin ipine tutunduk. Senin elimizden tutup, bizleri Sıratel Müstakıym'den ve dosdoğru olan HAKK'tan saptırmadan, sana gelmemiz ve sana en yakın (Sabıkun) olmamız için BİZLER hazırız. Bizler Hanif'iz, neme lazımcı değiliz. Hafifmeşreb de değiliz.. Eslemna demeyiz, “selam” deriz sen EL SELAM'a...

Allah'ım Hızır ve İbrahim'in olan bu dualarla sana BUGÜNDEN itibaren MÜTTEKİ olmaya geldik. Sen bizim anamız-babamızsın, çünkü Rahman-Rahim'sin... Rahim'sin... Anamın karnındaki üç karanlık.... Onun adı Rahim... Şu yumurtanın adı da NAHİM... Sadece karında değil... dışarıdaki bir rahim... Sabah yediğim rafadan, kayısı, alakok her neyse... O bile RAHİM'dir, yani senin adın... Ve Bizler İbnül Rahim'iz... İbrahim gibi, İb+Rahim gibi... O Rahimi biliyordu, anneyi biliyordu... Bilmediği BABA idi... Azer ötesinde bir baba. Baba=Rahman. O zaten Rahim (anne) ile dosttu... Dost olmadığı tek güç RAHMAN idi... Onu da başardı, HalilürRAHMAN oldu, HalilULLAH oldu...

Biz de istesek acaba çok mu olurdu? Allah'ım, İbrahim milleti Haniflerimiz için hiç bir şey ÇOK değildir, AZDIR hatta... Daha çok istiyoruz... RÜŞVET Cennet değil, SENİ İSTİYORUZ... Ve Yunus'u anlıyoruz... Taptuk’tan öğrenmişti... Taptuk'u da anlıyoruz... Ahmet Yesevi'den öğrenmişti... Türkmenbaşlarına da Dedem Korkut öğretmişti. Dedem Korkut BİZİMLEDİR... Selam ve selam Korkut Dedem'e... (Mütteki=Korkut, Çağatayca ve Kıpçakça)...

“Allah’a Dua Etmek - Cennet”

Allah'ın en çok sevdiği şey "kapısının" çalınmasıdır. O da dua ile olur. Allah salt namaz kılıp (ekıymetüssalat) ardından kapı çalmayanı (salat) kibirli sayıyor. Bu çok önemli bir sırdır. Lütfen aklınızda tutunuz. “Ekıymetüssalat”, Allah'a borcumuzdur. Borç ödüyoruz. Ama kapı çalmak (dua etmek, önce hakeden müminlere, anne-babaya ve son olarak da kendine) dua etmek... İşte bu Allah'ın çok sevdiği bir şey. YALNIZ'ın kapısını çalıyorsunuz.

Onun kapısının hemen eşiğindeki en mukarrebun kimse ise İBRAHİM atamızdır. Ondan sonra alttaki Cennet’te Resulullah efendimizin Makamını çalıyorsunuz=Makamı Mahmud. Yani ettiğimiz her dua bu iki uçtan geçiyor. Müslümansanız, sadece SELAM'da kalıyorsunuz ve Cennet'i hak ediyorsunuz. Ama iki kez iman eden ve iki kez SELAM SELAM diyenlerdenseniz Cennet üstü Cennet ile ödülleniyorsunuz.

Ne cehennem ne cennet ne Naim (Sabıkun) BİRBİRİNE asla ve zerrece benzemezler. Üçü ap-ayrı üç SINIF'tır. Cennet'teki en yüksek makam Mahmud'dur. Yani Cehennem’deki zebani, Cennet’teki Huri ve Naim'deki Huri birbirine HİÇ BENZEMEZ.

Resulullah'ın varacağı Cennet şöyle bildirilmiştir: "Sidretül münteha varılacak olan Cennet buradadır" ayet böyle... İyi de üstünde SABIKUN-Mukarrebun denen yaklaştırılmış ve ikram edilmişlerin bir ÜST-Cenneti var... Oraya İbrahim başta "pek az kişi" gidecek... Ayetler böyle... Ben kafamdan uydurmadım elbette. Ayetleri okusaydılar, Resulullah efendimi ben kadar çok severlerdi. Çünkü benim Kur'an'ımı O mübarek efendim getirdi. Onun ümmeti oldum. Allah ve melekleri resullerine NİÇİN DUA ediyorlar sanıyorsunuz? Hiç düşündünüz mü? Resulullah efendimizin TERFİİSİ için dua ediyoruz biz. Biliyoruz ki "Umulur" deniyor... Dua kapıları HEP AÇIK olduğundan, Resulullah'ın Makamı Mahmud’unun İbranim-İdris katına çıkmasını candan istiyorum.

Biz Resulullah'ı tüm diğer Müslümanların toplamından daha çok seviyoruz. Üstelik onların tersine TAPMIYORUZ asla... Şefaati bile O'ndan değil ALLAH'tan (Eş-Şafi/Şufa) bekliyoruz. Biz Resulullah'a da Allah'ımızın şefaat etmesi için DUA ediyoruz. Allah ve melekleriyle birlikte salatüsselam ediyoruz. Bunu süfyanilere anlatamadık...

“Allah’ın Azabı ve Rahmeti”

A’raf 156. "Bize hem bu dünyada güzellik yaz hem de ahirette. Dönüp dolaşıp sana geldik." Buyurdu ki: "Azabıma dilediğimi çarptırırım. Rahmetime gelince, o herşeyi çepeçevre kuşatmıştır. Ben onu; sakınıp korunanlara, zekatı verenlere, ayetlerimize inananlara yazacağım."

Size derin anlamını vereyim: Cehennem'in münafıkların gidecekleri yeri ve Siccin, iki dip katı haricinde tamamı boşaltılacak, kalan herkes er geç (belki yüzmilyar asır sonra) Cennet'e gidecek. Zerrece iman ile orantılı olarak AZAP süresi de uzuyor. Kaç zerreniz varsa o kadar kısalıyor... Bu ZERRE'nin oluşturduğu miktarın HARDAL tohumu büyüklüğüyle ilgisi var. Çünkü :

ŞEY=Sıfır idi. Bunlardan mesela yüz katrilyon tanesinden bir Hardal tohumu oluştuğunu düşününüz. Hardal tohumu artık ŞEY değil. EŞYA kategorisine giriyor. Eşya olan her şey de bir birim=NEFS'dir. Şeyler'in ölüme ihtiyacı yoktur ama, Külli Nefs'lerin ölmesi bir zarurettir. Çünkü:

Şey=SIFIR'dır (esirdir, sonsuzda bir küçüklükte bir noktacıktır). Sıfır olan bu kökten Allah yaratmayı dilerse, sıfır ikiye bölünüyor. İki ŞEY daha oluşturuyor (Zıttı ile kaim: Madde-Antimadde; somut-soyut gibi). İşte o zaman BİR TEK ŞEY, iki Zıt-Nefs oluyor. Bunların bir ömrü var. Sonra ikisi cebirsel olarak birbirlerine rastlıyor ve birbirlerini yok ediyor (+1)+(1) gibi. Yani Annihilation (sıfır olarak NEFSİN yokolması, nefs çiftinin ölümü tadması). Elektron ve pozitron da böyle bir çift nefs'dir (kendi başına ayrık kimlik), ama birbirlerine rastlarlarsa, toplanıp sıfır olurlar. Bundan bir çift FOTON çıkar, artık elektron ve anti elektron ÖLÜMÜ TADMIŞTIR ama foton olarak ve TEK BİR şey olarak...

Her foton birbirinin aynıdır (artısı eksisi yoktur, yani TEKDÜZE bir şey’dir). Üst uzayda BİRLENMEK, işte bu çok önemli... NEFSİMİZ böylece kabzediliyor. Gelelim Rahmet ve azaba...

Allah'ımız “Vacibül vücud yapı” olarak (kelime yanlış ama çarem yok, Allah'ın yapısı, strüktürü, doğası, fıtratı diyemeyiz aslında) MERHAMET dokusudur. Merhamet duygusu şudur:

Termik denge gibi: Sıcak uçtan soğuk uca zorunlu akış. Ya da elektriğin voltajının telafi etmek üzere öteki uca gerilim fazlasını boşaltması... Ya da zenginin fakire ZEKAT vererek, bir anlamda eşitlenmeleri... Merhamet duygusu da budur. Merhamet eden YÜKSEK kutuptur. Merhamet edilecek olan ise zayıf ve himayeye muhtaç olandır. Yani merhamet etmek BÜYÜKLÜKTÜR. Allah kadar büyüklüktür. Merhamet ediniz (yetimlerin başını okşayınız, köpeklerin de, bitkilerin de...). Merhametlilik tek kutuptur (saked) ama bu tek kutbun bir açımsanması vardır:

Samed=Baba/Rahman+Anne/Rahim. Eğer Allah'ımız sadece Rahman olsaydı, öte yandan gazabı da olduğu için BELİRSİZLİK ya da denklik doğacaktı. Eşitlik olacaktı ve belirsizlik ilkesi devreye girecekti. Yani rahmet ve azap (gazap) birbirini götürünce, kimsenin Cennet ve Cehennem olarak mekanı ve akıbeti bilinmeyecekti. Fakat ve ŞÜKÜR ki Allah'ımız babamız gibi SERT bir merhamet yanında, annemiz gibi müşfik ve rahim olduğundan İKİ KEZ MERHAMET etmekte ve BİR KEZ AZABI kuşatmaktadır.

“Allah’ın Yaratma Nedeni”

Allah (1) ve Külli Şey'in (0) vardı. Sistem dijitaldi. Külli Şey'in (esirin her bir en ufak şeyi) denen sonsuzda birlerden SONSUZ TANE olduğundan, o BİR BÜTÜNE sordu: Ben sizin Rabb’iniz değil miyim? (Malum Allah gibi bir hazineydi BİLİNMEYİ istedi). O Külli Şey'in denen TEK YARATIK (kocaman bir sıfır) yanıt veremedi. Çünkü Allah'ı bilmek BİLİM ile olur. Bilim ise Aklın ÜRÜNÜDÜR. Bilmek de akıl ile olur. İşte tam bu sırada onlara AKLI üfledi (Allah'ın ruhu). Allah'ın ruhu kendine yanıt verdi: "Evet sen benim Rabb’imsin, ben senin kelimenim.

Kıyamet koptuğunda da benzeri biçimde Rabb’imiz kendisini yanıtlayacaktır: "Bugün mülk kimindir? Yanıtı yine Allah'tan olarak "Bugün mülk Vahidül Kahhar olan Allah'ındır" diyecektir. İşte MÜLK şudur: Şey'lerden oluşmuş KÜMELER (setler, cümleler ki bunlara artık ŞEYLER değil, Şey kelimesinin çoğulu olan EŞYA adını veririz).

Eşya iki kısımdır:

1. “Bu NE” (What, Was) karşıtı olan CANSIZ eşya,

2. “Bu KİM” (Who, Wer) karşıtı olan CANLI (Nefsi olan) eşya.

Birincisinde "OL=Kun feyakun" der ve oluverir. Yani ŞEY=Sıfırdır ama iki Zıt Şey'in de ANASIDIR, -1 ve +1'in toplamıdır. Bunun da derininde, mesela +1'in ÇİFT kökü vardır. Sanal artı bir reel artı bir = V-1 ve V+1 gibi... Böylece çiftlerden çifti daha oluşturulur. Eder dört tane 1 sayısı ve toplamları yeniden 0 olur (Tüm nefsler ölümü tadacaktır. Nefsi olmayan ŞEY'ler ise zaten ölüdür, ama onların da diriltilip, öldürülmeye HAKKI doğmuştur). Her bir şey bir ihtimaldir. Mesela sonsuzda bir ihtimal BİZİM evrenimiz ise daha sonsuz tane evren yaratılacaktır ki her bir şey DİRİLİP NEFSİ OLSUN veya Kıyamet’le tüm nefisler kabzedilsin ki ve nefsi ölsün ve Allah yine YALNIZ KALSIN. Bu yüzden ALLAH her an YARATIM halindedir. Şu anda milyarlarca evren daha yarattı. Bir o kadar yok etti (Her bir evren kıyamet görür mutlaka. Hiyerarşide evren de bir nefistir, sineğin kanadı da bir nefistir, bir atom da bir nefistir. bir elektron da... Anti elektron ve elektron birbirine rastlarsa ikisi de yok olur (ölümü tadar) ama bir üst sistemde bir ÇİFT FOTON olarak yaşarlar). Ölen (nefs) elektron denen BEDENİN bitimidir. Foton olarak bedensizdir ama iki foton da birbiriyle uygun bir enerji düzeyiyle çarpıştırılırsa YENİDEN BİR ÇİFT (biri anti) elektron olarak bedenlenirler. Biz bu şekilde böylece var edileceğiz. Biz dediğim ise KÜLLİ ŞEY'in denen bir kocaman sıfırın her bir tek tek ŞEY'i... Allah Nefs verdiğine (daha önce OL dediğine) nefs ile eş anlamlı olarak RUHUNDAN da üfler. Mesela cansız atomların yani yıldız küllerinin biz canlı insanı yaratması için, evrene ÜFLENİLMELİDİR. Eğer evren sadece "OL" denen cansız düzeyinde kalsaydı, bugün öyle cansız bekliyor olacaktı. Ama "Ruhundan üflediğinden", cansız OL noktası patlayarak açılmıştır, yani ANİDEN GENİŞLEMİŞTİR. İşte Allah, OL dediği cansızı CANLI kılmak için RUHUNDAN ÜFLEYEREK İKİ PROSES yapar. Önce oldurur, sonra üfler ve evren aniden şişer (Ol dediğinde patlar ama açılamaz. Açılması için ruhundan üflemesi gereklidir ki cansız evren CANLI bir organizma olsun).

Gelelim canlı ve cansız arasındaki farktan öteye... AKIL (Allah'ın kendi Ruhu, El-Alim'in operatör fonksiyonu) zaten Rabb'ine geri döndü. Oysa Allah'ın istediği bu değildi. Külli Şey'in'in TEK BİR ŞEY olduğu sonsuzda birin sonsuz ile çarpımından BİR KÜLLİ (PAYDA) ŞEY'İN (şeyler) çıkar. Ona "Karşı tanrı" yani alternatif tanrı özelliği verdi. Onun adı Külli NEFS'in idi. Tek bir nefs idi (ve Külli Nefs'in Zaikatül Mevt derken 7 anlamından biri de budur). Külli Nefs ise Allah'a, yaratanına, "Git başımdan, sen sana ben bana" demez mi? Ama Allah'ın bundan alınacak bir tarafı yok. Çünkü NEFSİN kendisine kafa tutması (teze karşı antitez getirmesi) zaten fıtratın özüdür. Akıl Allah'ı BİLMEDEN tanıyorken, NEFS ise BİLEREK tanımayı istiyor (Elhamdülillah ki nefsim var). Yani AKIL NEFS ile birlikte BİLİM yapar, antinomları sentezler veya ALLAH'ı bulur ya da bulamaz mahvolur. Nefs ve aklı bir araya getiren Allah bir tür denge kurdu (Hunnes ve Künnes dengesi).

Akıl Allah'ın RUHUNDAN ALİM ADINDAN'DIR. Zaten AKIL ALLAH'IN KENDİNDEKİ AKLI KÜLL'dür. Nefs ise öyle değildir, AKLETMEYİ SEVMEZ. İkisi bir araya gelince DENGE oluşur. Akıl hemen Allah'a rücu etmeye, geri dönmeye ve tersine nefs ise Allah'tan kaçmaya (ruhü etmeye) PROGRAMLIDIR. Ama ikisini AYNI YERE KOYUNCA, Magdeburg halkaları gibi, iki at havası alınmış iki yarıküreyi çekip çıkaramaz. Burada Magdeburg yarıkürelerinin biri AKIL diğeri nefs... Birinin ucundaki AT Allah'a geri gitmeye; ötekisi ise (nefs) ondan zıt yönde kaçmaya çalışlmaktadır.

Vakum=Esir=Sonsuzda bir ŞEY’lerden oluşmuş BİR KOCA SIFIR. Sıfır olmalı çünkü ALLAH=1.  Aksi halde ÇİFTE TANRI zehabına kapılırdık. Allah kendisinin (1) ve bir de Külli Şey’in'in olduğunu (0) söyleyerek, sistemi baştan diğitalize ediyor. Daha önce yazmıştım:

Bir elmayı üçe bölünüz ve yeniden birleştiriniz. (0.333p x 3 = 0.9999999999p FAKAT 1 DEĞİL, birden az... Farkı olan (1-0.9999p=0.000000000000001) ise bu VACUUM'un ta kendisi. Yani pratik olarak o şey bir sıfırdır (sıfıra en yakın sayıdır). Kuantlaşma Planck sabitinin altında biter. Orada KÜLLİ ŞEY'in (diskretlik, kopukluk değil GLOBULAR BİR TEK ŞEY=TAKYON olayı başlar. Buna Feinberg ve Hilbert uzayı diye baktığımızda, quantum yerine continuum (Vacuum ve Aetheric süreklilikten oluşan Hilbert uzayı gelir). Maddenin kuantlardan bir duvar örgüsü gibi örülmesine karşılık; soyut madde (takyon) tümleşiktir ve tek başına bir KÜLL=PAYDA ve/veya TEK bir devasa kuanttır (Vacuum TEK BİR KUANT'ın SOYUT evrende yani sıfırdan küçük v-1 gibi bir değerde olmasından oluşur ve bu mutlaka Planck sabitinden küçüktür. O zaman ona SOYUT evren ve/veya SOYUT uzaylar ya da sonsuz özenerji varlıkları (Nur'un bedenlenmesine Takyon diyoruz). Külli Şey'in mekanı HERYER'dir ve sadece ARŞ'tan yukarıda yoktur.

Allah'ımız ise Külli Şey'in'i bile İHATA (surround kuşatacak) kadar her mesammatta yer alır. Ayette: Zerrece=Kuant>>>Planck Sabitesi üstü ve bundan küçük (Hilbert Uzayı, takyon - esir doğası) bir Ş E Y olmasın ki Rabb’inden gizli değildir. Allah MUHİT'tir>>>Kuşatıcıdır>>>El Muhit aynı zamanda Allah'ımızın 114 isminden biridir.

Tüm herşey (Allah'ımızın dışında) tamamen KÜLLİ ŞEY'İN'in OL diye oldurulması (cansız) sonra da bir kısmına "Takyon matriks kalıbı olan zihinsel boyut ya da RUH'un üflenmesinden yaratılmıştır. Buna Kürsi Sabıkun, Arş da dahil... Yani zebani, Cehennem, huri, insan vb. hepsi bundan yaratıldı.

“Allah’ın El Şekür İsmi”

Allah'ın adı EL ŞEKÜR'dür. Ve evrensel (organik kimyanın vazgeçilmezi) ŞEKER (sakkar, sugar vb.) bu anlama gelmektedir. Eğer ŞEKER olmasaydı CANLI olur muydu? ŞÜKÜR şekeri verene... (Şükür kelimesinde Şeker'in 7 anlamı var ama 7'si de tatlı... Glikojenler, sakkarin hepsi bu kategoride). Glikoz-Sakkaroz vb. Şekerin adını veren (Beygir Gücü gibi) Allah'tır. Bizler ŞAKİR olarak Eş-Şekur'a şükretmekteyiz. İnsanın insana selam (barış) ve dua (gizli) etmesi, yani ikisinin toplamı=Şükran. Bu da ALLAH'a BORÇ/ödünç verilen bir virüel ritüeldir. Şükürde "Fark ettiğiniz şeye", HAMD da ise bilmediğiniz tüm yaşam-desteklere (eritrosit-lökosit, kalbin istem dışı pulsasyonları, yutağın hem solunum hem beslenme için otomatik kullanılması, karaciğer fonksiyonları, midenin hazmetmesi, gözün kör olmayıp görmesi vs.). Bunlar HAMD'dır ama biri beni karşıdan karşıya geçirirse o "Şükür" dür, teşekkürdür, şükrandır. Bizi yaşatan mikro dünya (atomlardan başlayarak) bir HAMD konusudur. Zaten onlar da Allah'ımızı frekanslarıyla HAMD ederler ve HAMD'ın enerjisi ZİKR (anmak) olarak dilimizden dökülür... Gördüğümüz yardımlar ŞÜKÜR, görmediğimiz (mikro alem ve devasa galaktik evren) fenomenler için ise HAMD vardır doğamızda.

Birbirimize teşekkür etmek ALLAH'a borç vermektir. Başta ben sizlere bunun için teşekkür ediyor ve (birşey değil) diyorum.

“Dua Etmek - Allah’a Borç Vermek - Allah’ı Hissetmek”

Dualara ihtiyaç var, fukaradan, yoksuldan... Allah'a borç verenlerden vb. İşte dualar böyle oluşuyor. Onlar dua ediyorlar ve ömüre ömür katılıyor da KİMSENİN haberi yok... Allah daha çok iyilik etmeniz için, ÖMRÜNÜZÜ uzatır ve ömrü uzatmak da sizin elinizde... DUA ile (ama duanın yakıtı da hayır-hasenat yani iyiliğinizin geçtiği kimselerin duası...). Bir okulçağı öncesi çocuğu giydirin... Bakın seneye "İş statünüzde, lehinize neler neler olacak ki siz bile şaşacaksınız". RASTLANTI yok! ALLAH var. ONUNLA konuşuyoruz şu anda... Ve o şahid...

Allah hepinizin (örneğin) arkanızda, ensenizin dibinde, dönseniz görecekmişsiniz gibi... Ama dönmeyin (ben dönmüyorum) dönersem bir şey göremeyeceğimi biliyorum ama onu ensemdeki gözlerle görmek istiyorum da onun için dönmüyorum. Orada olmasını istiyorum. Sırtımı ürpertmesine bayılıyorum. Yazın bile üşüyorum o zaman... Bir de gözlerimden yarım-buçuk yaş gelmesine çok haz duyluyorum. Yani bir damladan nasıl BANYO yapmış gibi ferahlayıp çıkıyor insan! Doğrusu Allah'ımız GÖZYAŞIMIZDA SAKLI, kalbimizde, aort damarımızda saklı. Ürpermek çok güzel, ağlamak da. Hele İki rekat gece namazında ağlamak ne güzel... Ve ne güzel ki, "Şu an içimden geldi" sulugözlü namaz kılayım" diyebilmek...

Öteki türlü mahvettiler bizi... Evvel sünnet, farz son sünnet, vitir, vacib. Al sana Yatsı namazı (aslında böyle bir namaz yok) Eee! 5 rekat da akşam ya... Hepsini ANINDA kıl, git yat, serbest kal... İşte bunu yapıyoruz biz... Hiç haz almadan yatsıya (uzun namaz ya) gidiyoruz. Adet edinmişiz... Allah da biliyor gocunmuşuz, etraftan "kılmıyor" demesinler diye namaz kılmaya yani "elim mecbur" kendimi DİN'e adamaya, kurban etmeye teslim olmuşum. Allah'a değil; dine tapıyoruz biz... Biz o namazdan asla ve asla GÖZYAŞI denen fırtına ardı yağmuru hiç bilmedik... Sadece namaz kıldık ve herkes gördü... Uyduk imama, ya da uyduk şeytana. İmamda bile gaz yok... Esniyor, uyukluyor ve namaz kıldırıyor. Ta ki, namaz sonrası bir kahveye oturunca etraftan ona çay may ısmarlanana kadar cansızdır. İşkence...

Kur'an'dan kolayımıza geleni okumanın bir anlamı da şu: Minimum rekat! 32 falan değil, 2 sadece (Namaz asla bırakılmaz, unutmayalım). Hanif Namazı çok KOLAYDIR. Öğleden önce ve öğleden sonra birer çift namaz kılınız. Geceleyin de bir çift YANİ ÜÇ farz... Ya Sünnetler? GECEye namazın tehir edildiği ayetlerle ortada... Gündüz sünnet namazları kaç? 2 sabah, 6 öğlen, 4 ikindi, 3 akşam ve 9 yatsı... Bunları 24 MUAVİYE NAMAZI olarak kılacağınıza, gelin GECENİN BİR YERİNDE KALKIP (Öğlen vaktinin tam tersinde, 12 saat farkla), 24 değil 24242 rekat kılalım. Beni neden kısıtlıyorsunuz? Geceleyin kalkılan ve farz olmayan namaz ile coşmalıyım. Öteki türlü bana GAZ gelmiyor. Ağlayamıyorum, yarım damla gözyaşım oluşmuyor! Bıraksınlar beni geceleyin 2, yetmedi mi daha 2, yetmedi mi? Peki 28... Kış geceleri UZUN olur. Teravih olarak değil ama ŞU ANKİ BİLİNÇLE kendi kendinize namaz kılsaydınız, gözyaşınızın aktığını görecektiniz. Muaviye sizi ağlatmıyor. Yezid de Şiileri ağlatıyor ama, sahte ağlayış onlar... Bir benzetme sadece... Evet dostlar, DİN BU.

“Allah Sevgisi”

Bir itiraf: Ben Resulullah'ı ölesiye seviyorum... Ama söyleyemiyorum. Çünkü zaten herkes Allah'ı değil, Resulullah'ı sevip tapıyor. Ben eğer, "Resulullah'ı çok seviyorum" diye başlasaydım, "Hah, bakın gavurlar bile Resulullah'ı seviyor", diyeceklerdi. Ve Allah arada kaynayacaktı... Varsa yoksa Resulullah sevgisi diyecektik. Ben bağrıma taş basarak, SÖYLEYEMEDİM, söyleyemedim tırnağına kurban olurum onun ama söyleyemedim.

ÖNCE ALLAH! Hayır SADECE ALLAH! Önce değil, SADECE ALLAH! TEK ALLAH'a mahsustur tüm senalar, naatler, hamdlar. Muhammed demek, Allah'a HAMD eden demek... Biz ise Muhammed’e (ss) yani ALLAH'A HAMD EDENE HAMD ETMEYE BASLADIK.

“Yalnız Allah’a Tapmak - Allah’tan Korkmak”

Şu ikisini asla yapmayacağım: Asla Allah'tan başkasına taptırmam. Ben BİR HİÇİM. BEN YOKUM. Hiç ve yok olana zaten tapılmaz. Ben ki, Bağdadi'ye tapmadım. Velililere, Hızır'a bile ASİYİM. Ben asla ve asla Resulullah'a da tapmadım. Divit ile yazılan hat üzerindeki Allah yazısına da tapmadım. Beynimdeki Allah imajına da tapmadım.  Ben hakkında HİÇBİRŞEY BİLMEDİĞİM ALLAH'a, gerçek korkunun kaynağına TAPTIM. Taptığımı zatından başkası da görmedi. Aramızda kaldı! Sırrımız oldu. Her ikili gibi (Allah ve kul yani birebir ikili). Allah sizin birebir sırrınızdır. Allah şu anda (elinizi mesela omuzunuza koyun) ORADA, yanınızda. Yalnız değilsiniz. Hiç değildiniz zaten. Ben O Allah'a taptım. Süslü püslü yazılarla yazılan Allah lafzı bir rozettir. ALLAH'I HİSSEDİNİZ. Lütfen hissediniz. Dokunduğunuz O idi. Dokunan bile o idi. Omuzunuz O idi.

NE KİMSEYİ KENDİME TAPTIRIRIM! NE DE KİMSEYE TAPARIM. Resulullah'a BEN FEDA, KURBAN olurum. Feda fi Resulullah olurum. Ama asla ve asla tapmam. Ben Fena Fi İllah'ı seçtim. Kimse Allah'ın katına gidemez ama Allah SİZE GELİR. Gelmişti. Hep oradaydı. Hiç ayrılmamıştı. Kalu Bela’dan beri birlikteydiniz. ÖLÜM YOKTUR. Ölüm yeniden ve ebedi doğuştur. Kelime ÖLÜM DEĞİL zaten “MEVT”, yani bir vuslat, bir rücu, bir dönüş, bir dönüşüm... Ama önce paketlendiğimiz mahşerde "Ambalajımız açılaca", kalite kontrol, garanti belgelerimize bakılacak. Ondan sonra PAKETTEN çıkacağız ya yukarı, ya çöpe, yanmaya...

Süfyani zihniyet şunu çok iyi anlamalı: Biz ALLAH’ÇILAR DERNEĞİ, TEİSTLER CEMİYETİ üyesi değiliz. Biz HİSSEDERİZ. Omuzumuzda ve her noktada, Allah'a kulluk için yaratıldık. Rabb’im namaz ile de ilgili değil aslında... Sadece bir ÖN ŞART, ki İbrahim’in ricası... Rabb’im, OL diye yarattığı bedenimizle de ilgili değil. Boyumuz, posumuzla, cinsiyetimizle, açık ya da kapalı oluşumuzla da ilgili değil! Tuvalete gitmemden tiksinmez, banyodayken bana aldırmaz. Alt tarafı CESET denen bir elbise... Allah'ın baktığı tek elbise var TAKVA. Tek elbise bu. TEK BEDEN, YANİ CENNET’TEKİ GERÇEK bedenimiz (Cehennem’deki değil)... Ve elimi koyduğumda dokunduğum Rabb’imden başkasına tapmam. Dokunduğumuz yer TAKVA elbisesiydi. Takva elbisesi dışında neye dokunursanız dokunun o nesnedir. Ama takva elbisenize dokunduğunuzda O ALLAH'ın lemisidir.

Allah'ımız hiç bir şeyle ilgilenmiyor bize ilişkin GEÇİCİ şeylerde. O Kalıcı ile ebedi ile ilgilidir. Cennet-Cehennem gibi mekanlarda ebedi kalacaklarla ilgilidir. Allah'tan başka MABUD yoktur. Bağdadi, Hızır, Hekim Bey, Resulullah, Mehdi, Mesih, Milletine mensup olduğumuz efendimiz İbrahim. Hayır hayır! Sadece ALLAH'a taparız biz. Onları çok severiz. Ama sadece Allah'a taparız. Hangi Allah'a? HİÇ GÖRMEDİĞİMİZ ve İDRAKİMİZDE CANLANDIRDIĞIMIZ dışı ALLAH'a taparız ve korkarız. Allah'ın kudret eli? Hayır Kudret elinin içindeyiz zaten. Allah görür ve işitir! Hayır Allah'ın duymasının içindeyiz zaten. Biz hangi yöne dönersek dönelim RÜCU ediyoruz. İlla ki öldükten sonra rücu edilmez. DÖNÜN, her yön meymene, her yön kıble. Her yönde O var.

Allah NEREDE? Bacım başörtüsüyle örttüğün saçın kendisinde! Mü'minin kalbinde! Şahdamarlarının içinde. Rabb’im, hiçbir yere sığmaz, müminin kalbi dışında. Kalbe giden o şah damarı o AORT damarı. İşte RABB’İM kalbe oradan tecelli eder. Kalb bir KEHF, 4 bölmeli bir MAĞARA ve mümin kalbinde yani Ashabı Kehf olup kendi kalbinde uyur. O zaman şahdamarından bir tünel uzanır. Kavrar mümini... Adı çok bu kavrayışın, yığınla ismi var: Hidayet de, Sıratel Müstakiym de, Takva elbisesi de... Hiç farketmez ki... Önemli olan isimler değil; KAVRAYAN KİM!

Kalbimiz yarılacak bir gün. Allah'ı ısmarlama siparişle değil, içtenlikle, yakınlıkla getirirsin ta KALBİNE! Bilmezler ki Allah'a bir LİNK yok. İNSAN kendi doğal bir link, aktarımcı. BAŞKA BİRİNİ istemez. Şeyhim, günahımı çıkaran papaz ve sayısız aracı HOŞÇAKALIN. Ben ARACISIZ ALLAH'a gidiyorum. Gittiğim yer YİNE BENİM KALBİM. İbrahim kadar içtenlikli bir salih kul daha çıkmadı zaten! Tüm insanlar (Adem ve Resulullah dahil) İBRAHİM'i kıskanmak üzere yaratılmışlardır. Kimse İbrahim olamaz. Fakat buna eşdeğer olarak Allah bir vize vermiş sana-bana: "İBRAHİM MİLLETİ" olabiliyoruz. Bu bizim millet işte! Sen+ben=BİZLER... Ve Allah'a dokunduğun omuzunda, orada bir yerde İBRAHİM de vardır. Çünkü ALLAH ONSUZ olmuyor. Allah dostuna kadirşinastır. Hanif omuzuna dokundu mu, Milletinin babası da oradadır. Diken diken olan tüyler, ürperen sırtlar, yarım damla gözyaşları... İşte bunun adı ALLAH korkusu. HİSSETMEDİĞİNDEN KORKAMAZSIN Kİ? Hissedersen, dokunursan KORKARSIN.

Allah'tan korkun! İşte bu İNSAN ve İNSAF'ın tek KAYNAĞIDIR. Allah MUHİT'tir! Her muhit, mahalle, semt HEP O'DUR. Allah merkezde ve biz çevresinde bir çembere dizilmiş noktalar değiliz. Tam tersine, her bir KULU bir NUN (Nokta) dır. Çevresindeki daire de sayısız noktadır ve ALLAH'tır. ALLAH SONSUZ OLARAK her bir ŞEY'i KUŞATMIŞTIR. Allah sizi çepeçevre (surrounding) kuşatmıştır. Nereye dönersen dön, çemberin bir noktasına bakarsın. Allah her noktada sana eşit uzaklıktadır (veya yakınlıktadır).

O senin bulunduğun nokta ile dairede muhatap olduğun nokta arasında ÇAP vardır. Nun'dan KALEM bir çaptır. Ona MUHİT denmez İSTİVA denir. Omuzunuza dokundunuz ya! İstiva etti sizi... Ona dokundunuz. Omuzunuz değildi artık.

ALLAH'ı hissediniz. İLİMLE KORKUN, DUYGUYLA SEVİN ALLAH'I. Kormazsanız, sevmeye hakkınız yok! Salt sevgi olmaz. Korkarak SEVİNİZ ALLAH'I. Resulullah'tan KORKMAYIN, O'nu sadece sevin ama ALLAH'tan önce KORKUN. Korkudan sonra sevme hakkınız doğacaktır. Önce seversek, sapık tasavvuf içinde mecnun olur MAHVOLURUZ. Önce korkun! Korkunun şartı şu: “Kulları içinde SADECE BİLENLER (Alimler) ALLAH'tan korkar!” O zaman bir şeyler BİLECEĞİZ. NE BİLECEĞİZ? ALLAH'IN BİLDİRDİĞİNİ? O NE? KUR'AN, yani Allah lafzı, kelamullah, Allah'ın SESİ. Ayrıntılı, her şey içinde, tek kılavuzumuz. Kur'an'ı nasıl bileceğiz? Müteşabihiyle bilmeye çalışacağız, PARANORMALİTESİYLE... "Allah bu MİSALLERİ tüm insanlara verdiği halde sadece ALİMLER'den başkası asla anlamaz"... İşte bu sırra yani Müteşabih/misal olan bu SIRRI anlayacağız. Onu anladık mı, KORKU başlar. “Allah'tan sadece alimler korkar”. Herkese açıktır ALİMLİK yolu... HOŞGELDİNİZ yeniden!

1200 yıldır Allah'tan korkmadık, Allah'a aşık olduk. İŞTE TEMEL YANLIŞ BU! ÖNCE KORK BAKALIM. Sonra AŞIK OL! Hint felsefesini taşıdılar, Gürkanlısı, Gaznelisi... İslam ve Hinduizm bir şekilde içiçe girdi. Hinduizm derken alanı çok genişti, İran dahildi buna... Nirvana vardı o inanışta. Ruhlar, bitki, böcek, hayvan, insan, mükemmel insan olana kadar sürekli tenasuh içindeydiler. Yani inanışa göre reenkarnasyon vardı. Ne zamana kadar? Ta ki, NİRVANA'ya gidene kadar. Nirvana ne? Nir=IŞIK, NUR, Niran. BÖYLECE NİRVANA yani mutlak yaratıcı (ki Buddha) ile buluşuyordunuz ve Buddha siz oluyordunuz. Buddha ile birleniyordunuz. Siz artık Fena Fillah'dasınız. "Ene'l HAKK" diyebiliyorsunuz artık! Allah'ı ilmen biliyorsunuz ve hiç bir İLME (fizik, matematik vb.) gerek yok. İlmel yakınsınız. Herşey size mükaşefe olunmuştur. Keşşafsınız artık. Allah'ın Arş’ını görebiliyor, hurilere kendinizi Cennet’te gösterebiliyorsunuz artık. Onlar da "İşte bu bizim zevcimiz (kocamız) olacak kişi" diyorlar. Aynel Yakınsınız. KALP GÖZÜYLE ALLAH'I GÖRÜYORUZ SÜREKLİ... Kalp kulağıyla konuşuyoruz. Dinliyoruz... Ve NİRVANACILIĞIN SON NOKTASI, HAKKEL YAKİN'siniz! YANİ SİZ ALLAH OLDUNUZ. İkiniz birleştiniz. Siz onun içinde yokolup NİRVANA oldunuz. O halde TANRI SİZSİNİZ. Boşuna dememişler: "Enel Hakk!". Resulullah bile ALLAH'ı Mir'ac'da görmemişken; İbrahim bile Allah ile BİRLENMEMİŞKEN... Tasavvufta milyonlarca kişi bin küsur yıldır bunları başardılar.

Tasavvuf şudur: Önce TARİKAT! Yani şeyhe teslimiyet. Elbette hadis ve sünnet bileşiminden oluşan ŞERİAT (Zina edeni taşlayıp öldüreceksin, Haram ayları inkar edeceksin, Cuma gününü tatil edeceksin vb.). Sonra MARİFET, Mürşidi Kâmil’likten Velayete giden yol. Yaşasın arifler, kahrolsun heva-hevesci alimler. Bir alim bin cahilden evladır. Bir arif bin alimden hayırlıdır. Yani şöyle demek oluyor: Bir general bin erden evladır. Bin generalden de bir onbaşı evladır... Mantıkları böyle...

Şeirat, Tarikat, Marifet ve sonra HAKİKAT! İyi de adres yanlış. Yani GERÇEK TASAVVUF'un hani o pirimiz YESEVİ ekolünde işler HİND ekolü gibi değil. Şeriat neden olmaz? Şeriat SÜNNET ve HADİS öğretisidir. En az (benim bildiğim) 350 ayeti karşısına alıyor! “Olsun Şeriat isterük! Kur'an'ı istemezük!”... Şeriat ve Tarikat kesinlikle MEZHEB fıkhı üzerine kuruludur. Mezhebiniz varsa, Tarikat'ten ve şeriat içtihadından söz edebilirsiniz. Mezhebiniz yoksa (ki benim yok) DİNSİZSİNİZ! Halbuki mezhebsiz demesi gerekirdi, DİNSİZ ağır ithamdır. Mezhebsizlik ile dinsizliğin farkını bilmeyenler sizi bir suikastte kafir zannıyla öldürebilirler, dikkat ediniz!

Mezheb taassubu üzerine kuruludur HİNDUCU tasavvuf. Tarikat ne yapar? Allah'ın 99 adını çeker, zikreder. İster içinden isterse zikir halkasıyla vaveyla kopartarak, jandarmayı, polisi toplayarak başlarına... Allah'ın 114 adı ve toplam 137'ye tamamlanan SIFATI var. Hennan, Mennan, Settar, Rabb, Seriul Hısab vb. Yani Kur'an'da var fakat HADİS'de yok diye inersiniz 99'a... Hadis'i yalanlamayın, Kur'an önemli değil, önemli olan Hadis'i kurtarın! İki isim de kullandığımız gibi değil! “El Nur”, değil, “El-Nur'ün ala nur” (okunuşu ennurun ala nur) ama biz 1200 yıldır NUR=AMPUL, IŞIK DEDİK. Oysa Alllah'ımız 35. ayette Nur'u KENDİ İSMİ olarak değil; "ONUN NURUNUN MİSALİ... " diyerek NUR'un kendi adı olmadığını, gerçek adının ise "O Nur üzerine nurdur" biçiminde verildiğini anlıyoruz. Ama bizler anlıyoruz! BİZDEN BAŞKASI anlamamış. Ya Nur, Ya Nur, Ya Nur diye "Ey ışık ey ışık..." çekmişiz. Ya Settar ya Rezzak! Bunu çok kullanırız. Resulullah da çok kullanırdı. 99 isim kitabını açtık. EVET El Rezzak (Errezzak okunur) orada! Rızk (rezerv) veren Peki ya SETTAR! Kur'an'da var 99 içinde yok! Falan, filan...

Niye yazıyorum bunları. Çünkü TARİKATTE zikir çekilecek. 516 kez Er Rezzak... Tamam da hani 717 El Settar? "O olmaz!". Neden? "O 99 içinde yok!" ama Kur'an'da var. "Olsun!" Ala Allah'ın Güzel adı. "Olsun"... Nasıl olsun yani? "Hadis'de yok Settar adı". Kur'anda var!

Süfyanilik hadisleri korumak için Kur'an'ı ÖRTER... Bunlar SAYIYLA ÇEKİLECEKTİR. Perşembe günü Settar ve Rezzak toplam 516+717. Oldu mu? HESAP YANLIŞ! Kahrolası softalar, nasıl da ölçtü biçtiler böyle? Yine kahrolasılar. Çünkü müridleri yanlış adrese, SATANİST bölgeye meczub olmaya gönderiyorlar. Akıl sağlığıyla oynuyorlar insanların. Obsesyon ve halusinasyon ile hipnoz ediyorlar. EKSİK sayı... Bilgisayarınızın şifresini bir sayı eksik vurun bakalım? Açıldı mı? Hayır! Bana telefon ederken, bir numara EKSİK ya da YANLIŞ basın bakalım. Karşınıza ben çıkmadım değil mi? HABERİM bile yok ki! Settar ve Rezzat birlikte çekilir. Tek çekildiğinde ne olur? Sodyum var klor yok! EEE? TUZ yok ortada! Tuza hiç benzemeyen bir şey var. Cezbeler var ya! Ürperti dışındakilerden söz ediyorum... "Mecnunluk alametidir".

Allah resulüne "SEN mecnun  değilsin" diyor! Ama bizler MECNUN olmak için YANLIŞ tesbihleri çekiyoruz. ŞEYHİMİZİN nezaretinde çekmeliymişiz! Şeyh 137 Esma+sıfatı bana sayabilir mi? Hiç duymuş mu? “Ya Rabbi” demiş bin kere fakat Esma ül Hüsna içine alıp da Ya Rabbi diye çekmemiş 1134 kez. “Rabb” Allah'ın ADI DEĞİL Mİ? Settar, Seriul Hısab, İlahinnas=İnsanların ilahı... Yani bu Allah'ın İLAH adıdır. Esma ismidir. 99 içinde de yoktur ayrıca. Allah şifa veren, müşfik ve müşvik olan, şefaatçi olan değil midir? Eş-Şaüfii Allah'ın adıdır ama, tutup Allah'tan alıp bir mezheb imamına vermişiz ve TAMAMEN UNUTMUŞUZ. Çünkü "Şefaat ya Resulullah" dediğimizde, “Şafii” Resulullah olmalı, şefaat hakkı Allah'tan alınmalıdır. İşte size Ebu Süfyan'ın soysuz soyunun biz Ehlibeyt soyuna yaptığı mezalim.

Devam edelim “tarikat“ve “şeriat”a... Yesevi diyor ki: "Hayır SÜNNETULLAH var, Şeriat yok!" Ve Allah'ın SÜNNETİNDE değişme ASLA YOKTUR. Getirin müceddid ve müctehid size tüm Sünnetullah'ı değiştirip yerine Hadis ve Sünneti Muhammed (Aslında Sünneti Seniyyei Emeviyye) koyalım. ŞERİAT isterük! Şeriat isterük, Sünnetullah istemezük. Hanif için şeriaat ve tarikat yoktur. Ya Marifet! O da yoktur! Onun yerine Malumat vardır. Bilen bilir arif, maruf, marifet, maarif, A-re-fe gibi... İlm, malum, malumat, da böyle bir şey... Kelime kökü ilm, BİLİM. Hani Allah'ı biz İLMEL YAKIN BİLECEKTİK. Orada İLM kelimesi var, İRFAN yok ki! O halde MARİFET de yok... Zaten makamı Marifet EVLİYALIK, Velayet makamı üzerine kurulu değil mi? Ama biz baştan Kelimei tevhidlerden birini kullandık: La evliyae illeVELİ" dedik bir kere! Allah'tan başka VELİ yoktur dedik. Allah'tan başkalarını VELİ/evliya edenlerin durumu da örümcek ağının güvenirliğindedir. Bunu da Rabb’im söyledi bize... Marifet, Evliya olmak ise... BU TASAVVUF da yanlış. Hatta satanist. Ayet diyor ki, "Böylelerine bir şeytan musallat ederiz ve o kendini hep hidayet üzerinde sanır". "Size şeytanların kimin üzerine indiklerini söyleyeyim mi?" kategorisinde önce ŞEYHLER var. Şeytanlar Şuara suresine göre: "Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır" uyarınca, şeytanlar ŞEYHLER üzerine iner. ŞEYHTANLAR oluşur böylece. Şefaat makineleri... Cennet tapu memurları.

Ve merak konusu şu: Şeriat, Tarikat, Marifet ve son durak HAKİKAT! Adres yanlış dedik bir kere! Orada Hanifeyt yok, Sünnetullah yok, Malumat yok ki arkası HAKİKAT olsun! Hakikat nedir? DOSDOĞRU ve varılacak erek, amaç, hedef, son durak. Tarikat=Tesbih yanlış sayılıyor, şeyhtan seni akıl hastası yapacak aman dikkat! Şeriat=Alevi görüldüğü yerde öldürülmelidir. Zina yapan taşlanmalıdır. Marifet: Evliya, kutub, Ğavz masalları... Evliya yokki ortada, kutubu ve ğavsı azamı olsun! Neyin yarışı bu! Olmayan kurumun, hayali bir ihracatın naylon faturaları... Bir de Resulullah'ın kanına seyidliğe sığınırlar. Zavallı çocuklarını da kandırırlar. Kaç arkadaşım kendisini Resulullah'ın soyundan sanıyor! Oturup ağlarsınız. Resulullah'ın 4 oğlu, iki kızı, damadı Ali, torunlar, Hasan Hüseyin ve onların çocukları Cafer, Zeynel vb. BİR TEK KURTULAN olmadan HEPSİ öldü! Öldürüldü. Resulullah'ın BİR değil, yarım değil çeyrek değil sıfır ahfadı kaldı geriye! Resulullah'ın amcalarından mı geldi acaba Seyyidlik. Ebi Cehil, Ebi Leheb'den mi? Tamamı Yezid tarafından öldürüldü. Eşikteki, beşikteki... BİR TEK KİŞİ kalmadı Ehli Beyt’ten...

Hz. Musa -Asiye gibi KAÇIRILMIŞ bir tek çocuk, bebek bile yoktu. En komiği de şu: Arapların toplam nüfusu 70 milyon, Dünya’da SEYYİD sayısı 125 milyon. Her beş Müslümandan biri SEYYİD, yani RESULLULLAH'ın soyundan geliyor!

Kaynak-1: İmam Cafer Sıdk'ın en küçük oğlu kundak içinde Horasan'a kaçırıldı 

Kaynak-2: Zeynel Abidin'in kendisi kaçırıldı ve saklandı. Onu saklamak için kimse söz etmedi. Fakat seyyidlik baki kaldı.

Kaynak-3: Seyyidlik bizzatihi Hz. Ali'nin gizli evliliğinden olan Mansur adlı gizli oğlundan süregeldi. Fakat Cafer'e (Bir rivayete göre Zeynel'e) aitmiş gibi gösterildi.

Ve en iyisi de şu: "Nasıl ki İsa'nın yerine Tanrı, hain havarisini çarmıha gerdirdiyse, Cafer asla öldürülmedi!

Bu daha mantıklı bir görüş: Seyyidlik doğrudan Resulullah'ın amca ve amcaoğlu ABBAS(ların) soyundan gelmektedir.

Şimdi dostlar HANGİ HADİSE İNANALIM şu seyyidlik hakkında?

“Allah’ın Yaratması - Mezhepler”

Deccal'in kendi hemcinsleri, Yecüc-mecüc gibi paralel dünyalar (evrenler değil) ve başka bir enerji türünden oluşan yine benzeri varlıklar. Fakat paralel evrenlerin sonsuz x sonsuz sayıda olduğunu düşünürseniz bu anlamsız. Allah hepsini bir kainata (bizim evrene) dolduracağı yerde HER CANLI takımı için AYRI BİR EVREN yaratmış (Allah'ın kudretine de bu yakışır zaten).

Melekler tüm Süper Uzay’ın dolgusudur, hepsinde ORTAK paydadır. Biz gibi sonsuz sayıda evrende ortak dolgu olarak melek (takyonlar) yer alır. Ortak olmayanlar ise her biri için bir BAŞKA evren yaratılarak düzenlenir. Kimi çoktan yok oldu. Kimi daha yaratılacak...

Sonsuz öyle bir rakamdır ki, ŞU ANDA onyüzmilyon bin kainat Big-Bang dedi ve/veya elveda dedi ve Doomday ile kıyamete ulaştı. Zaten Allah'ı her an bir YARATIM üzerinde görmüyor muyuz? Tüm ihtimaller bitirilene kadar bu yaratılış/yokoluş OL=ÖL devam edecek. Biz de yok olunca uzun bir süre geçecek (Mülk kimindir sorusuna yanıt bizzatihi Allah'tan gelene kadar). Ama biz bu onyüzmilyonbin yılların farkında olmaksızın, filmin koptuğu yerden tekrar yaratılacağız ve Dünya’da ne kadar kaldığımızı "Bir kaç saat gibi" komik olarak algılayacağız.

Allah tüm ihtimallerin yaratılımını (Realizasyon/tahakkuk=tamamlayacak ve de NUR'unu tamamlayacak, o zaman biz İHTİMAL değil, REEL olarak EBEDİ yaşama doğacağız. Ölümsüz olarak (Tıpkı BAKİ Allah'ımız gibi), ama Cehennem’de ölümsüz, ama Cennet’te ölümsüz, ama Sabıkun’da ölümsüz... ÜÇ SINIF olarak ÖLÜMSÜZ YARATILACAĞIZ!.

Ebedi Cehennem azabı, mezheb yaratanlar için vardır, dini parçalayanlar için. Ali İmran suresindeki EBEDİ AZAP MEZHEB ehli için var maalesef... "Kimi yüzlerin karardığı, kimi yüzlerin nurlandığı o gün... " diye bir ayet var. "Yüzleri kararanlara gelince: Onlara inanmanızdan sonra saptınız/sapıttırdınız ha! Tadın bakalım EBEDİ azabı!" diye bir vaad var. Allah vaadinden dönmez. Onlara Rahmet etmez.

Ali İmran Suresi:

105. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.

106. O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara: "İmanınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın" (denecektir).

107. Yüzleri ağaranlara gelince, (onlar) Allah'ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

108. Bunlar Allah'ın, sana gerçek olarak okuyageldiğimiz, âyetleridir. Allah âlemlere hiçbir haksızlık etmek istemez.

109. Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Bütün işler Allah'a döndürülür.

Pekiyi APAÇIK DELİLLER NELERDİ? 102-103'e gidin ve bu APAÇIK DELİLLERİ bulunuz.

102. Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.

103. Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.

Sayalım:

1. Allah’a mütteki olunuz,

2. EN AZINDAN Müslüman olarak can veriniz (Haniflik Sabıkun ile ödüllüdür, hiç değilse Cennet'i hak ediniz diyor ayet... Ve diyor ki, Cehennem’de eziyet görseniz bile Müslüman olmak SONRADAN CENNET'e girmeye sebeptir).

Topluca (Resulullah ve Ali gibi) TEK BİR DİN üzere olunuz, Allah'ın İPİNE Sünnetullah'a tutununuz, Hablillah >>> TEK TİP DOĞRU DİN, mezhebsiz din (Resulullah'ın mezhebi neydi?)... MEZHEBSİZDİ. Parçalanıp (Katolik, ortodoks gibi) SAKIN ayrılmayın...

HANİFLİK bir nimettir. Kardeşlik içerir. Barış içerir. Gönülleri birleştirir. Nefsleri uzlaştırır. Bizi kardeş ve özkardeş yapar (Habil kabil gibi Müslüman kardeş olmaktansa, HANİF ÖZBEÖZ KARDEŞ olmayı yeğlerim). Çünkü katil ben isem maktul de benimdir. Ben kendi kendimi öldüremem. İşte buna hanif İKİZ kardeşlik deniyor. İbrahim milleti ÖZKARDEŞTİR. Aksi halde CEHENNEM çukurunun yanında intihar edenlerden oluruz.

Bir dini, bir kardeşliği mezheblere ayıran ve empoze eden kimselerin yüzü sahtiyan gibi kapkaradır. Allah onlara bu APAÇIK AYETLERİ sunmuştu. Amr İbnül As bizi Ebu Süfyan'ın oğluna SATTI. O da kendi oğlu vasıtasıyla Resulullah EHLİBEYTİNİ aile ocağını ortadan kaldırıp sıfırladı. İki mezheb çıkardılar. Mezhebi olanın dini yoktur, dini olanın da mezhebi yoktur... Ya mezhebinizi seçiniz ya da dininizi... Ve de “Kendilerine açık-seçik kanıtlar geldikten sonra, çekişmeye girip fırkalar halinde parçalananlar gibi olmayın. Böyle olanlar için çok büyük bir azap vardır”, uyarınca şu korkunç acıklı azabı tadın... O gün gelecek. 110, 104 ve 114 yüzü aydınlık olacak... “Gün gelir bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır”... Ve MEZHEB KURAN herkese "Allah'ın ipinden neden ayrıldın?" denecektir. Yüzleri kararanlara: "İmanınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın".

Mezhebim var demek KÜFÜRDÜR. "İmanınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın". Neye iman etmiştik? MEZHEBSİZ HANİF TEK BİR DİNE. Sonra ne yaptık biz? Şimdi neye iman ediyoruz: Ben Hanefiyim, sen Şafii'sin, o Maliki, bu da Hanbeli. Kendimizi kandırıyoruz ve de "Yezidi, Süfyani olduğumuzu" kamufle ediyoruz. Çünkü Alevi-Şiinin kafir olduğunu sanıyoruz. Kendi burnumuzdan kıl kopartmıyoruz. Camii ehlinde bir rehavet bir rehavet... Cennet anahtarı ve tapusunu almışlar, "Biz sünniyiz, Alevi düşünsün Cehennem’i" diyerek ama Allah’ımız tersini söyleyecektir:

Resulullah'a bile HANİF ol diyen Allah'tan söz ediyorum. Hanif olana Cehennem ve Cennet ikisi birden HARAMDIR. Helal olan tek şey şudur:

107. Yüzleri ağaranlara gelince, Allah'ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

Allah yüzlerinizi AĞARTSIN... Unutmayınız: Dininiz varsa mezhebiniz yoktur. Mezhebiniz varsa dininiz yoktur. DİNSİZSİNİZDİR. Mezhebsiz olmak SUÇ DEĞİLDİR Kur'an'da, ama DİNSİZ olmak suçtur! Yani Mezhebi olmak suçtur! Şeytanın en büyük tuzağı MEZHEB tuzağıdır. Daha iki kardeş varken yeryüzünde, iki erkek kardeş varken, Habil ve Kabil iki ayrı mezheb gibi oldular. Habil öldürülünce MEZHEB kalktı ama Kabil'in mezhebi bize şeytanın ilk mezheb fırka mirası olarak kaldı. O günden beri kardeşler arasında mezheb uçurumu var. DİN bir tek olsaydı, bunlar olmayacaktı.

İmam Malik ve İmamı Azam MEZHEB kurmadılar, ama imam Hanbel ve Şafii maalesef kurdular.

107. Yüzleri ağaranlara gelince, Allah'ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

108. Bunlar Allah'ın, sana gerçek olarak okuyageldiğimiz âyetleridir. Allah âlemlere hiçbir haksızlık etmek istemez.

109. Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Bütün işler Allah'a döndürülür.

DABBET DER Kİ: "Bunlar Allah'ın, sana gerçek olarak okuyageldiğimiz, âyetleridir". Dabbet'ten başkası da bunları ZATEN açıklayamaz. AYETLERİ size Dabbet anlatana kadar ANLADIK diyorsanız, siz büyük bir yalancısınız. Bana getirin kitaplarınızı, Kur'an dışında (Sözüm onlara, meclisten dışarı)... Meclisten dışarıdakiler ise “O inkâr edenler (var ya), onların ne malları, ne de evlatları, onlara Allah'a karşı hiçbir fayda sağlamayacaktır. Onlar, ateş halkıdır; orada ebedi kalacaklardır” (116). EBEDİYEN Cehennem’e... Muhyiddini Arabi demiş mi dememiş mi bilmiyorum ama, bu iş Dabbet’çe böyle.

Dabbet ne diyecekti size?. Bir hatırlayınız... "Allahın ayetlerine gereğince inanmadınız". Nedeni nedir?

1. Müslüman olarak kalmak RİZİKODUR. Hanif Müslüman olunuz.

2. Kur'an dijitaldir, yukarıdan aşağıya da okunur, cinlere göre de okunur.

3. Kur'an'da her şey vardır. Biz yok dersek yanılırız. O gider 7-14-49 ve bunların karesi, kübü kadar olarak bize geri döner. Çünkü denizler mürekkep olsa... ayeti ve de "Kur'anda hiçbir şeyi eksik bırakmadık, herşeyi teker teker yazdık ve saydık", gibi sayısız ayet YALAN değildir.

İstediğiniz ayrıntıyı verecek bir Dabbet var elinizin altında... Bir Nur Suresi’ne 49 anlam yüklerken, şaşırmadınız mı?

DEVAM EDECEK....

1