4---------------------------------------

“Ramazan - Oruç”

Ay hareketleri esas alınırsa Arapların doğru. Ay'ın dolanma peryodu esas alınırsa Diyanet'inki yarı doğru. Hz. İbrahim döneminde Ay daha uzaktaydı ve dolayısıyla her evre 7,5 günden tam otuz gündü. Şimdi 4000 yılda 28 gün oldu.

Türkiye 29 gün, Fas 28 gün tutacak. Çünkü Mağrib'de AY daha sonra görünüyor ve küsur gerekmiyor, 28 gün tastamam oturuyor. Ama Türkiye ve Riyad'da artık saatler var. O yüzden 29 gün tutmak gerekiyor. Türkiye'den ayrıca İKİ saat dilimi geçiyor. Bakmayın siz, TSİ saatine, Kayseri'den batısı TSİ doğusu "Tahran ile aynı saat". Ama hepsi için TEK saat kabul etmişiz. Yani Ankara saati... Oysa tam batı ile tam doğu arasında BİR SAATLİK zaman dilimi var.

Kayseriden doğusu "BİR GÜN ÖNCE başlamalı" iyice aklınız karıştı değil mi? Nasıl çıkacaksınız işin içinden. Kayseri'nin batısı ile doğusu arasında "Bayram" bir gün oynuyor. Çünkü Ramazan boyunca biriken artık saatler TAM bir gün olarak TOTAL belli ediyor kendini. Görüyorsun din gibi bilim de zor. İnsanlar kuralı koymuşlar, Memleket saat ayarı diye. Van, Edirne'den bir saat önce açıyor iftarı. Bunun memleket saat ayarı olur mu? Neyi nereden başlayıp düzelteceksiniz ki? Düzenin bir parçası değil miyiz? Öyle yazılmış, kurallar ve ilkeler konmuş ve biz de "Düzene" uymuş ya da ben gibi "Uydurulmuş" görünüyoruz. Hangi işimiz DİNEN ve BİLİM olarak doğru ki, sorduğun sorunun yanıtını vereyim?

Erzurumlu bayramı bir gün önce kutlayacak, Balıkesirli ise "Ertesi gün". Buyrun buradan yakın, ne olacak şimdi? Türkiye üzerinden İKİ SAAT DİLİMİ GEÇİYOR. İşte bunun TEK AYAR YAPILMASI. Yani Ankara'daki DİYANETE akortlanması, Urfa'lıyı bağlamıyor, ama İzmir'liyi bağlıyor. Tam bir dilemma...

Oruç hakkında her türlü özür geçerlidir. Ya kışa tehir eder KAZA edersiniz ya da FAKİR-YOKSUL doyurursunuz. Susamak bile orucu bozmak için mazerettir. Yolçculuk, dil kuruması, ilaç, tansiyon değişmesi, şekerin düşmesi (Şeker hastalığı gibi) niyet etmişsen bile bozabilirsin.

 

“Hac - Kurban”

Hacc HARAM aylarda yani dört ayda yapılır. Kur'an'da Haram aylar dörttür. Ayetleri bulabilirsin. Kur'an'a haram aylar yaz, hepsi karşına gelir. 4 ay hacc zamanıdır, kalan sekiz ay ise UMRE.

Şeytan taşlamak diye bir adet yok, Lat uzza ve menat adedinden kalma. Şeytan taşlanır mı? Sembolik bile olsa, taş gidip vurur mu? Bir arasana Kur'an'da şeytan taşlamak diye... Yok zaten! "Göğü taşlanan şeytandan koruduk", "Gökte şeytana taş atmalar kıldık", bunlar ŞIHAB'lar... Yani acaba, sembolik taş atarsak, şıhablar mı çoğalıyor? Olabilir mi? O zaman neden dört ay geçerli de kalan 8 ay şeytan taşlanmıyor?

HACC=ARAFAT'tır... Arafat dağına çıkmak doğrudur. Arafat ile A'raf yani mahşer meydanı ve Arasat yani günah ve sevabı denk olanlarla akıl hastalarının gideceği ara bölme ilişkilidir.

Hacc varsılların gideceği  bir ibadettir. Yoksulların değil. Gerçekten zengin işidir. Zenginden alınan bir tür ibadettir. Eğer yılda üç kez falan Avrupa'ya gidiyorsan, sana "Hayatın boyunca bir kez hacca niye gitmedin diye sorarlar.

Kurban adedini "Yoksula, öğrenciye, çocuk esirgemeye, düarülacezeye" verebilirsin.

Bir hayvan KESİLMESİN diyorum. Bir hayvan doyurmak için değil midir? Sen ver paranı Yoksullara, gerçek alimlere vb. Onlara "Et alınacak" ve doyurulacaktır. Dolayısıyla Kurbanı sen kesersen onlara ulaşmaz. Ama Çocuk esirgeme ya da aşvelerine verirsen, ulaşır. Sence hangisi iyi? Kurbanı sen kesme, ver parasını "Yoksul, aciz vb. doyurlmak üzere onlar kessin".

 

“Zekat”

Devlete verilen vergi zekattır ama "Raina=Verdim gitti" biçiminde değil; "Unzurna=Nezaret ettim, hedefine ulaştı, bankalarda hortumlanmadı, lükse ve batık sektörlere kaydırılmadı" diye TAKİP edersen VERGİ ZEKAT olur. Yoksa "Raina"da kalır ve enayilik olur. Yani sistem bozuk.

ABD'de 50 cent kaçıran bütün haklarından yoksun oluyor ve hapse girip "Number one enemy of Public" bir numaralı halk düşmanı  sayılıyor. Ben vergilerimi düzenli ödedim. Başkaları vermediler. Af çıktı. Ben verdiğimle kaldım, onların da vermedikleri yanlarına servet olarak kâr kaldı. Ben şimdi enayiyim. Öyle diyorlar.

 

“Fitre”-3

Fitre ve sadaka ayrı ayrı şeyler. Sadece vergi verdin diye kurtulamıyor vicdanın... Fitre herkesin vermesi gereken bir "Can bedeli karşılığı". Sadaka ise şu sırayla verilir: Önce komşudan muhtaç olana, sonra yoksul akrabana, sonra bil alime, sonra bir yetime, sonra yaşlılara, en sonra da gerçek fakirlere...

Herkes kendi evinin önünü süpürerek temizliğe başlarsa, cadde pırıl pırıl olur malum... Komşun beslenemiyorsa, chatleşmek bile boşuna... Olur ya, evine icra gelmiştir falan... Ailece yiyemiyorlardır, doyamıyorlardır. Bir demet maydanoz alamıyorlardır.

Yalnız "İyiliği" maaşlı görev haline getirmeyiniz. Çünkü bir apartmanda TEK değilsiniz, o yoksul olanı ödneğin 10 ila 20 daire "Pay edeceksiniz". Hiçbirşey yapmamayan, "Bir tas yemek" bir taşımlık aş götürmelidir komşusuna... Zengin komşu ile karıştırmayın, o kadınların birbirine yaptığı jest. Amaçları "Yüceltme mekanizması" Yani "Aaa! Eline sağlık çok güzel olmuş falan dedirtmek".

“Abdest”

Maide 6: Ey iman sahipleri! Namaza duracağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı meshedin. Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin. ...

Ey iman edenler, namaz kılma niyetine (moduna) geçtiğinizde, yüzlerinizi=Kılsız bölge, saçsız bölge sınırları içinde ve parmaktan-dirseği de kapsayan iki kolunuzu ve erkekte saçın döküldüğü ön bölgeyi/kadında da aynı miktarı, ellerinizin ıslaklığıyla (meshetmek budur) ve ayaklarınızı (Aşık kemiği, bilek kemiği+topuk meshedin (Islaklık gezindirmek yeterli).

Bunun anlamı şu: Mesh üzerine meshetmek: erkekte temiz çorap üstüne, kadında çorap üstüne değmese bile TEYEMMÜM niyeti gibi elindeki nemi sıvazlayacaksın. ISLATMAK her sefer şart değil diyor...

Arapçadan direkt tevil ediyorum. FAĞSİLÜ=Islatmak demek yıkamak demek değil... Bir ıslak bez bile aynı topraklama işlemini görürü diyor. Ancak "TEMİZ OLDUĞUNA EMİN İSEN". Eğer değilsen, T E Y E M M Ü M 'e niyet edecekmişsin. Teyemmüm otomatikman tüm temizlik çabalarının yerine geçen bir joker idi (daha önce anlatmıştım). Eğer çamaşırın üstün necis ise temizlenmesi zaman ve teknik açıdan mümkün değilse jokeri kullanıp Allah indinde tertemiz sayılacaksın (Karanlıkta lağım çukuruna düşsek bile teyemmüm geçerlidir ve seni tertemiz yapar)

Teyemmüm olanaksızlıklar için geçerli... Yolculukta, su bulunmadığında, hava şartları elverişli olmadığında, savaşta, korku durumunda, hastalıkta, cünuplukta dahil, SU BULUNMADIĞINDA kullanılabilir.

Toprağın tozlu ve pisliksiz olması şartını getiriyor. Toz (Duvar bile geçerli bir tozdur) şart. Amaç bir elektrik deşarjı, nefatif elektriğin topraklanması (Teyemmüm=Topraklanma demektir) Teyemmümü de yüz ve el için kullanacaksın. Başka bir şartı yok. "Allah size zorluk çıkarmamaktadır, sizi teyemmüm ile TERTEMİZ kılacaktır. Bu bir kolaylık nimetidir ve umulur ki siz buna bile şükredersiniz de dini zora koşmazsınız". diyor ve ayet bitiyor.

Temizlik üç kademeli:

1. KURU: (Teyemmüm)

2. Ğasil ISLAK BEZ BİLE YETERLİ... Şiiler bunu aynen kabul ediyor ve su bulamadığında mevcut suyu kullanıyor (Bir bardak su ile havlu ıslatılır ve silinir).

3. Tam ıslak abdest/güsul

 

1. Duvardaki toprak yeterli

2. Islak bir bez yeterli

3. Denize dalmak/duşy almak yeterli (Gargara ve mazmaza yapılacak. Gargara ve mazmaza başka ayetlerde geçer).

“Oruç”

Soru: Oruç tutmaya diyanetten bir gün önce başladık. 14 Kasım'da sahura kalktık ve 15'ini oruçlu geçirdik... Ankara'ya göre 15 Kasım'da...  Güneş Doğuşu=06:33, Ay'ın Yükselmesi=06:25, Yeni Ay'ın Görünmesi=08:41... Buna göre neden o günü oruçlu geçirdiğimizi anlamadım. O gün güneş doğmuş ve gün başlamıştı. Daha sonra ise yeni Ay göründü. O gün Ay doğacağı için mi o günü oruçlu geçirdik? Fakat gün başladığında yani Güneş doğduğunda Yeni Ay henüz gözükmemişti ve biz hala Şaban ayındaydık? Buna göre Şaban Ayının sonunda oruca başlamış olmuyor muyuz?

Evet söylediğin BAYRAM NAMAZI vakti. Tam bir AY GERİSİ demektir. Örneğin Oruca AK İPLİK KARA İPLİK ile başlıyoruz. Bunu ayet ikinci kez tekrarlamıyor AKŞAM (da...aynı...)demeye getiriyor. Örneğin sen sabah kitap okuyabileceğin bir aydınlık bulunca oruç başlıyor. Ama bunu yazmasa da örneğin sen akşam KİTAP OKUYAMAYINCA oruç iftar ediliyor demektir. Bunlara iadeli ayetler deniyor. Bayram namazı ve bunun mesela 30 gün öncesi de aynı oluyor .

Enbiya 104'e bakarsak meramımı anlatabileceğim (Geri dönüşlü, iadeli ayetler hakkında).

Enbiya 104: O gün, göğü kitapların sayfasını dürer gibi düreceğiz. İlk yaratılışta başladığımız gibi, yine onu iade edeceğiz. Bu üstlendiğimiz bir vaaddir. Kuşkusuz biz onu yaparız.

İlk yaratılışta başladığımız gibi, yine onu iade edeceğiz.Yani:

1.Ak iplik kara iplik iki kez yazılmasa da olur.

2. Yeni ay girilen zaman (Sanal bir bayram namazı) GİBİ 30 gün sonra da AYNI :BAYRAM NAMAZI ile biter.

3. Evreni bir akdelikten yarattık, onu karadeliğe iade edeceğiz ve yeniden bir yaratılış ile tekrar yaratacağız" deniyor

4. "İlk seferinde sizi yaratmaktan aciz miydik ki, ikinci kez yaratılacağınıza niçin inanmıyorsunuz? Birinci ile yaratılmanız bizim aciz olmadığımızı gösterir" diyor .

Arap takviminde

1. Saat İLK adımda başlar

2. Gece gündüzden önce girer (Örneğin dün Cuma gecesiydi). <Not: Bu sohbet Cuma günü yapılıyor>

Bu gece akşam ezanıyla "CUMARTESİ gecesine gireceğiz. Geceyi de GÜN izleyecek...

3. Ay önce girer.

İlk bayram namazı vakti (aybaşı namazı demek) önce girer. İster yarım buçuk olsun hiç farketmez. O günün içinde AY var ise o bir dakika bile olsa artık DEVRETMİŞTİR.

“Şefaat”

Allah evreni bir kez yarattı ve karışmıyor artık. Bu gerçekten doğru (Afakta böyle) ama şu Hablil verid var ya, onun içindeki "7 açılmamış boyutun kıvrılı kaldığı tünel" oradan ALLAH nefse/ruha/bireysel olarak bizlere karışıyor.

Allah LAİK'tir kulu ile arasına ŞEFAAT dahil hiçbir şeyi ve vesileyi sokmaz... Ancak bir tek şeyi sokar: DUA. Müminin mümine olan duası, sadece o "ŞEFAAT" makamı yerine geçer. Dikkat ederseniz, sanki ayetlerde çelişkiler vardır: "Allah'tan başka size kim şefaat edecektir?" diyor Rabb’imiz. "Ancak Allah'ın diledikleri müstesna" diyor Allah'ımız.

İşte o istisna "Kişinin kişiye duası"dır. O LAİK kanala sadece o dua girebilir. Hüsnü Duanın tersi ise bilirsiniz BEDDUA'dır ve O kanala girmez... O "KUL HAKKI" olarak ya da iftira olarak defterde yazılıdır, ama dua var ya... İşte o dua çok önemlidir...

Hepinize duacıyım... Allah mekanınızı Sabıkun, makamınızı Mukarrebun kılsın. Hızır bile "Rabbim ilmimi artır diyenlerin ilmini artır ve sayılarını artır... ve Makamı Hızır'a komşu eyle” diyor bir duasında... (Bağdadi, Hızır Tezkiresinin ilk cümlelerinden biriydi) Ve zaten ŞEFAAT konusu orada yer alıyordu. "O gün kimse kimseye şefaat etmeyecektir. O gün tüm resuller ve nebiler bir şefaatçi arama kaygısına düşeceklerdir".

74/48: Artık onlara, şefaatçilerin şefaati fayda vermez.

53/26: Allah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz.

7/53: Kitap'ın haber verdiği sonuçtan başka bir şey mi bekliyorlar? Sonuç gelip çattığı gün, önceleri onu unutmuş olanlar, "Rabb’imizin peygamberleri şüphesiz bize gerçeği getirmişti, şimdi bize şefaat etsin, yahut geriye çevrilsek de işlediklerimizin başka türlüsünü işlesek" derler. Doğrusu kendilerini mahvetmişlerdir, uydurdukları şeyler onları koyup kaçmışlardır.

2/48: Öyle bir günden korkun ki, o günde hiç kimse başkası için herhangi bir ödemede bulunamaz; hiç kimseden şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara asla yardım da yapılmaz.

39/44: De ki: Bütün şefaat Allah'ındır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz.

Bunları buraya yazalım, çünkü Hafif islamiyet Şefaat pazarlama üzerine kurulu... EVET BU VE TÜM AYETLER bir tek şey söylüyor: ALLAH'TAN BAŞKA ŞEFAATÇİ YOKTUR. Buradan çıkacak sonuçlara bir bakalım:

Allah'ın gizli bir adı vardır: AL-Şufi (Eş-Şafii de deniyor). Kur'anda 114 Açık ESMA ve 137'ye kadar da GİZLİ ya da sıfat isim vardır. Allah EL ŞAFİ'dir. Anlamı Şifa veren, yegane şefaat eden tek güç. Derde derman ve deva olan, şifa dağıtan anlamındadır. Şifa kökünden gelen ŞUFA Allah'ın adıdır (Hallak ve Halik gibi iki türlü yazılan isimlerdendir).

39/44: De ki: Bütün şefaat Allah'ındır...

Burada şöyle deniyor: Bütün yerine=BİR TEK şefaatçi ALLAH'tır... Allah isimlerinden (Alim ve Resulullah'a ikram ettikleri dışında) asla adını kullarına vermez. Yani hiç birimiz "El Bari, El Müsavvir, El Aziz, El Cebbar, El Mütekebbir değiliz. Sadece ALLAH'tır o isimlerin sahibi. Ben Abdül CEBBAR olabilirim... Kadir değil AbdülKadir olabilir isimlerimiz. Abdüşşafi de kullanılaıbilir.

Gizli adlar ve sıfatlar var Kur'an'da. Hennan, Mennan, Dehean vb. gibi ayrıca 114 artıları var... Ama bir HADİS herşeyi berbat etmiş: "Allah'ın yüzden bir eksik=99 güzel adı vardır. Kim onları ezberlerse sorgusuz Cennet'e girecektir". Kur'an'da 114 tane Allah adı var halbuki... Sıfatlarla birlikte 137 tane... Zaman zaman sözünü etmiştim. (Sereiul Hısab, Settar, İlahinnas, Nurün alanur vb.diye...). Rabb ve Yahu (Ya Hüve) bile Allah'ın adıdır. Allah'ın övündüğü ismi Seriulhısab=Çok çabuk hesap gören'i bile Hadis yüzünden çıkarıp atmışlar ve 99 yapmışlar.

Bir sivri akıllı PARALI İMAM ise şöyle diyor: "99 isim Esma ül Hüsna=Güzel isimleri"dir. Yani Settar=Herşeyi örten ya da Seriul hısab dendiğinde GÜZEL değil ÇİRKİN, KÖTÜ İSİM oluyor mu? Allah'ın değişmez Kur'an'ına mı inanalım 114 konusunda... Yoksa Buhari ve Müslim'e mi inanalım. Üçüne birden inanalım diyorsak, eyvah ki eyvah!

Bunun adı şu: "Teslis”. Hanifcanlar dikkat ediniz... Çok dikkat ediniz... Çok dikkat. ÇoooooooooooooooooooK. Kıldan incedir, kılıçtan keskindir Haniflik sınırları... Haniflik bir SIRATTIR. O duaları çok kabul edilen Allah'ın biricik dostu İbrahim'in dinidir. O hep "Allahümme Barik ala...." diyerek soyunu kutsamıştır ve Allah'ımız da tüm elçileri bu duadan sonra O'nun soyundan getirmiştir. Resulullah onun soyundandır. Kimi soyu da BİRBİRİYLE KARIŞIKTIR.

“Tevbe”

Borges diyor ki: "Andolsun DÖNÜŞLÜ GÖĞE... insan BİR DAHA YARATILMAYA KADİRDİR" (Tarık Suresi). Öldükten sonra yeniden YARATILMAK değil. Kıyametten sonra değil. EVREN ÖMRÜ İÇİNDE YENİDEN  DOĞMAK. DÖNÜŞLÜ GÖK??? "GERİ İADE EDEN... GERİYE GİDEN RETORİK ZAMAN".

Musa da Zamanda geriye gitmişti. Hızır ile birlikte... Geriye gidince öldürdüğü adama rastladı. Ölmemişti. Allah dilerse, kusurlarımızı affeder (Ğafur, Afivv Tevvab). Dilerse de Musa öyküsündeki gibi ZAMANDA RETORİAL olarak O SUÇU HİÇ İŞLENMEMİŞ yapar. Tüm peygamberlerin İSMET(Günahsızlık) AYRICALIKLARI işte buradan geliyor. Musa adam öldürdü katildir ama... Musa Hızır ile geriye gitti. Musa'nın öldüreceği insanı HIZIR öldürdü... Hızır öldürünce MUSA o çocuğu-yetişkin halinde-öldürmeye gerek kalmadı... Bu Allah'ımızın  S   E   T   A   R   isminin ta kendisidir. ÖRTÜCÜ anlamında, ya da SİLİCİ anlamında. Bu güzel isim Esmaül Hüsna 99'unda yok ama Kur'an'da var...

Hanif adı 1400 küsur yıl boyunca evrende  EN AZ BİLİEN kavramdır. Resulullah bile bilmiyordu... Ta ki 3:114 tecelli edene kadar meçhulde kaldı bu kavram... Malumda olan ise Sophianism idi... Süfyanilik... Artık biz bu sırrı size AŞİKAR ETTİK. Artık HANİFLİĞİ BİLİYORUZ .

Borges der ki: "Yolları çatallanan bahçe"... Kuantum matematiği de der ki: "Sonsuz olasılıkta sonsuz evren vardır". Sonsuz yol vardır bu “yolları çatallanan bahçe”nin. Tevbe etmek=Negatif feedback'tir. Negatif derken, bu iyi anlamda... Pozitif olan ise tevbe etmemektir. Hatadan dönmemektir. FEEDBACK, geribesleme ötesinde bir şey: BACK=GERİ. Geri gidersin ve “yolları çatallanan bahçe”nin yolçatılarından birinden GÜNAHSIZ olarak dönersin. Tevbe budur...

Evren bir HOLOGRAM... Günah-sevab sadece bir SANAL (Biz gerçek sanıyoruz) bu ortamda bize TEST ve tecrübe ettirilor. İşlediğimiz günah ancak "TEVBESİZ" ise günah olarak yazılır ötede... Çünkü burada bir Virtüel ve interaktif senaryomuzu (Kaderin kazası) oynuyoruz... Tevbe ettinse, GERÇEKTEN O GÜNAH İŞLENMEDİ. Çünkü, bir başka yol ayrımı evrende (elsewhere) günah işlenmez. Bu evrende de bu ikisi bir arada olabiliyor.

Hızır eğer o çocuğu öldürmeseydi (ki onu büyüyünce bir de Musa öldürecek ve katil olacaktı), o çocuk zalim biri olacaktı. Anne babasını da dinden çıkaracaktı. Bu SENARYO ya da HOLOGRAM oyunu TEK değildi. Yollar çatallandı bahçemizde... (Bahçeyi, BAĞI anlatmıştım. Hani iki BAĞ SAHİBİ diye anlatılan ayetler). Musa'nın öldürdüğü adamın ÇOCUKLUK HALİNDE HIZIR TARAFINDAN öldürülmesi... Sonra Allah'ın o anne-babaya DAHA HAYIRLI BİR EVLAT VERMESİ (Yuşa bu genç idi). Hepsi bir TEVAFUKLU, takma-geçme bir sistem...

EVRENDE asla ve kat'a TESADÜF YOKTUR. Puzzle parçaları yerine oturur... Dev Puzzle ise LEVHİ MAHFUZ'dur... Orada hiç bir TESADÜF ve RASTLANTI MEKANİZMASI YOKTUR. Eğer öyle olsaydı, tesadüf ya da rastlantısal olarak Resulullah Cehennem'e giderdi... Allah tesadüfe yer verir mi? Allah OLASILIK hesabı yapar mı? (Olasılık hesabı=Probabilty IŞIKTAN YAVAŞ GİDEN SİSTEMLER İÇİN GEÇERLİDİR. Allah'ımızın ışıktan yavaş giden bu evrenimizi KONTROL SIRRI olarak BELİRSİZLİK İLKESİ vardır. Işık hızında bu ilke YAVAŞLAR ve DURUR. Işık hızı aşılınca da "DETERMİNİZM" olarak ortaya çıkar...

Işık hızının karesi diye bir şey yoktur. Işık hızının küpü vardır. Km küp bölü Saniye küp. Km küp= x,y,z koordinat sistemi boyutlar matematiği... ve saniye küp= Sanal x, sanal y, sanal z yani öteki evren üçlüsü (Negatif kartezyanizm ya da paranormal anomaliler, negatif olasılıklar evrenleri. Evren üçü somut üçü soyut x,y,z üçboyutlusudur). Bu altılının tam ortasından bir de SİMETRİ ekseni geçer (Biz ayna diyoruz). Biliyorsunuz birleşik alanlar kuramında bizler SİMETRİ  sonra da SÜPER SİMETRİ teoremleri kurduk. 2 x 3 boyut= 6 boyutlu evrenin tam ortasından geçen SİMETRİ HATTI şudur:

1. Kur'an'da 7 Mesani (Yedi boyut, içiçe katlanmış yedili vb. sözünü etmiştik.)

2. Simetri hattı = IŞIK HIZI'dır.

Yani üçlü iki takımın tam ortasından geçen SİMETRİ EKSENİ doğrudan IŞIK HIZIDIR. Zamanın akma hızı ışık hızıdır. Işık hızında zaman DUVARIna vurur, durursunuz. Zamanın akma hızı ise fotonların impulsları ile bağlantılıdır. Işık niçin saniyede 300 bin km hızla akar... Ve veya ZAMAN niye bu hıza göre durur ya da yavaşlar-hızlanır? Bu simetri eksenininin belirlediği hız aslında yabancı bir kavram değil:

şık hızını belirleyen EVRENİN genişleme hızından ibaret bir oluşumdur. İmpuls-moment yasalarına göre: Evren

a) Kendi üzerine bir salyangoz kabuğu gibi dolanarak

b) Nabız gibi atarak (İmpuls) genişlemektedir.

Yani bir önceki "AN"dan bu "AN"a geçmemizi sağlayan şey "Evrenin NABIZ GİBİ ATARAK VE KENDİ ÜZERİNE DOLANARAK genişlemesidir. Üç etkin kuvvet vardır:

Merkezcil kuvvet, merkezkaç kuvvet ve bir de korozyon kuvveti... İşte bu üçüncü GİZLİ KUVVET yüzünden evren KENDİ ÜZERİNE DOLANARAK ve NABIZ GİBİ ATARAK GENİŞLEMEKTEDİR... Sürtünme değil! Mesela bir plağın döndüğünü düşünün. Üzerinde de bir karınca var. Karınca merkezkaç ve merkezcil kuvvetin dengelenmesiyle dönen sistem üzerinde tutunur. Ancak ok yönü başkadır. Merkezcil kuvvet yönü MERKEZ noktasına; Merkezkaç kuvvet yönü bunun tersine, merkezden çevreye bir ok yönü verir.

Ama bir de ÜÇÜNCÜ YOL vardır. Karınca dönen plak üzerinde bir noktan ötekine gitmek istediğinde bir eğri çizer. İşte bu Corrosion kuvvetidir. Yani ok yönü başkadır ve DÜZ değildir; mutlaka EĞRİDİR.  (Kur'an’da bu anlattığım olay “SAÇ TELİ GİBİ KIVRIK OLAN SEMA=GÖK" diye bildiriliyor. Saç teli gibi eğri-büğrü yolları olan gök hakkı için diyordu ayet...

1